BİLGİSİZLİĞİN FACİAYA DÖNÜŞTÜĞÜ ÜLKE...

 

 

 

Eskiden «cehâlet» diye bir kelime kullanılırdı. Toplumun büyük kısmı bugünkü gibi yine câhildi, fakat herkes en azından cehâletin çok kötü bir şey olduğunu bilirdi. Bugün ise durum epeyce farklıdır. Çünkü bugün azımsanamayacak kadar çok sayıda insan, vaktiyle «çok kötü şey» diye eskilerin ürktüğü o cehâletin de ne olduğunu artık bilmiyor. Ve çünkü bugünün Türkçesinde cehâlet kelimesi yerine «bilgisizlik» diye başka ve oldukça hafif bir sözcük kullanılmaktadır.

 

Demek ki zamanla cehâleti hafife alarak düne göre bugün çok daha beter hale düşmüşüz. Eskiden «câhil kişi cesur» olur, derlerdi. Bugün ise bilgisiz insan cesur değil, fakat küstahtır. Biraz okuma yazma bilene eskiden imrenilir, güzel ve hikmetli konuşan insanlar takdir edilir, saygı görürlerdi. Bugün sözde üniversiteden mezun olmuş fakat ufku dar, düşünce yapısı gelişmemiş, evrensel görüşten yoksun, öyle gençler vardır ki konuştukları zaman bunların bir orman köyünde veya bir çölde yaşadıklarını sanırsınız. Tuhaftır ki bunlar iş bulamadıkları için de sık sık yakınırlar!

 

Şuna inanmak gerekir ki bilgili, kültürlü, görgülü, becerikli, cesur ve ufku geniş hiçbir insan ihmal görecek bir duruma düşmez ve işsiz kalmaz. Dolayısıyla toplum ve ülke bunlardan yararlanır. Fakat kaliteli bir eğitim görmemiş, üstelik kendilerini de yetiştirememiş diplomalı kalabalıkların, toplum için ne büyük bir sorun olduğunu gidip uzman sosyologlardan ve araştırmacı ilim adamlarından dinleyebilirsiniz.

 

Türkiye’de bilgisiz insan sayısı ve bunların neden olabileceği riskler hakkında eğer erbabı tarafından istatistiksel bilgiler ortaya konsaydı, sonucun, hiç kuşkusuz bir facia olduğu anlaşılacaktı. Bilgisizliğin günümüz Türkiye’sinde davet ettiği tehlikeler, bir savaşın ya da ülke çapında çok büyük bir depremin ancak neden olabileceği tehlikeden daha büyüktür. Çünkü bugün hangi sorunun arka planına bakarsanız, onu doğuran nedenlerin en başında bilgisizliği bulursunuz. Türkiye’de istisnasız bütün kavgaların, bütün yanlışların temelinde önce bilgisizlik yatmaktadır; ondan sonra elbette ki başka nedenler de bulunabilir. Onun için bu ülkede mağdur olan da zulmeden de zarara uğrayan da uğratan da birinci derecede bilgisizliğin kurbanıdır.

 

Bir sorunun, bir açmazın temelinde bulunan birçok neden arasında eğer bilgisizlik varsa, artık öbür nedenler üzerinde durmanın esasen büyük bir anlamı yoktur. Çünkü öbür nedenlerin hepsi genelde zincirleme olarak bilgisizlikten kaynaklanmışlardır. Onun için bilgisizlikle savaşım stratejisinde bu mantığın egemen olması gerekir. Sorunların çözümünde bu mantıkla hareket edilmediği taktirde bir yanlışı belki başka birkaç yanlışla sözde telafi etmek gibi aşılması çok daha zor olan çıkmazlarla karşılaşmak mümkündür.

 

İşte Türkiye’de yapılan da budur. Onun içindir ki yanlış çözüm arayışları, çok daha büyük yanlışlarla karşılaşmayı sonuçlandırmıştır. Türkiye’de, (egemen sınıflar arasında değil), özellikle toplum tabanında, sorunlara çözüm bulmak için hemen her zaman iyi niyetle yola çıkılmasına rağmen, harcanan çabalar sonunda olumlu sonuçların elde edilememiş olması bu mantıktan kaynaklanmıştır.

 

Burada, ne bilgisizlikle mücadelede, ne de sorunlara çözüm bulma konusunda egemen sınıfın ve yönetimlerin bakış açılarından söz etmeye gerek yoktur. Çünkü toplumun tabanı ile bu sınıflar arasında büyük uçurumlar vardır. Egemenleri, toplumun üzerinde imtiyazlı sınıflar haline getiren nedenin en büyük kanıtlarından biri de esasen yine bilgisizliktir.

 

Bugün ülkeyi ve toplumu temelden ırgalamaya başlayan ırkçılık, komşu düşmanlığı, kökten putçuluk, tarikatçılık, mezhepçilik, sağcılık ve solculuk gibi yaygınlaşmış tehlikeli akımlar karşısında eğer toplum kaliteli bilgi kaynaklarına yönelmez ve çözümlerini bu kaynaklar yardımıyla aramaz ise çok yakın gelecekte Türkiye haritasının değişebileceğine ihtimal vermek gerekir! Çünkü bu akımların etkisiyle gittikçe azarak bugün patlama seviyesine ulaşan, ikinci derecedeki tehlikelerden örneğin hurafecilik, Türkiye’yi baştan başa kanser gibi sarmış bulunmaktadır. Bu ülkede yine tabiatıyla bilgisizliğin -doğrudan veya dolaylı etkisi altında- birbirini üreten mahrumiyet ve sıkıntılar sebebiyle insanlar yorgun ve streslidir. Egemen azınlığın dışındaki bu yorgun ve sıkıntılı çoğunluk, çaresizlik karşısında kahinlerin, falcıların, medyumların ve tarikat şeyhlerinin etrafında kümelenmiştir. Üstelik bu felâketi ticari amaçlarla kullanan medyaya da alet olmuştur. Eğer bu ülkenin insanları, kaliteli bilgi ile donanmış bulunsalardı bu duruma düşebilirler miydi? Eğer Türkiye halkları Evrensel bilgilerin kaynağı olan Kur’an’daki İslâm’la tanışmış bulunsalardı, vaktiyle Milli Eğitim Bakanlığı koltuğunda oturmuş bir insan, gidip kaderini bir medyumdan sormak gibi acı bir duruma düşer miydi? Bu zat halen hayattadır. Onun, Ankara Ayaş Cezaevinden tahliye olduğu 10 Mayıs 2000 tarihinde, civardaki Bünyamin Ayaşî’nin türbesine adeta can havliyle kendini nasıl attığını basın yazdı. Bu şahıs eğer İslâm’ın iman hakikatlerini bilen, evrensel düşünce yapısına sahip aydın biri olsaydı Allah’a karşı bu derece ağır ve yüz kızartıcı bir suçu işleyebilir miydi?!      

 

Kaliteli bilgilerle donanmak bir eğitim meselesidir. Çünkü nitelikli insan, -diploma almış olan, hatta bakanlık koltuğuna oturmuş olan değil-, kaliteli eğitim görmüş olan insandır. Okumak ile eğitim görmek de son derece farklı şeylerdir. Bir aygıta da bilgi yükleyebilirsiniz. Nitekim bilgisayara da kütüphaneler dolusu bilgiler yüklenmektedir. Buna rağmen bilgisayarı bilgili diye niteleyemezsiniz, ona eğitimli de diyemezsiniz.

 

Eğitim, Türkiye’nin en çözümsüz kalmış sorunlarından biridir. Bu nedenledir ki hemen her fırsatta ve sık aralıklarla eğitim meselesi gündeme getirilmektedir. Ne çare ki bu konuda yapılan tartışmalar ve arayışlar şimdiye kadar soruna bir çözüm sağlayamamıştır. Okullarda eğitim kalitesinin, dünya standartlarının çok altında olduğu, okuyan neslin de çok düşük bir eğitim düzeyi ile mezun edildiği, bu tartışmalarda sürekli olarak dile getirilmektedir. Bu şikayetler, günümüzde Türkiye’nin yüksek sesle adeta ilân ettiği bir itiraftır. Çünkü bu durum, Türkiye’nin yakın geleceğini artık tehdit etmektedir.

 

Bunu kanıtlayan o kadar çok delil vardır ki, eğer bunların sadece listesi yapılacak olsa, -yukarıda ifade edilen gerçekler karşısında tepki göstererek- bilgisizler ordusunu savunmayı üstlenebilecek insanlar büyük olasılıkla mahcup duruma düşeceklerdir. Aslında böyle bir listeye de gerek yoktur. Çünkü hemen her alanda yaygın bir tutuculuk gözlenmektedir. Bu eğilim, hiç kuşkusuz eğitimsizliğin ve bilgisizliğin bir sonucudur. 

 

İşte bu gerçekler karşısında en çok ıstırap duyanlar, toplum içinde ürkek ve yabancı durumuna düşmüş olan bir avuç (gerçek anlamda) eğitimli insandır. Çünkü bilgisizliğin ve tabiatıyla onun sonuçlarından biri olan fanatizmin yaygın olduğu bir toplum içinde muhatap bulmakta en fazla zorlananlar, hiç kuşkusuz, kaliteli eğitim görmüş kültürlü ve ufku geniş insanlardır. Evet, câhille muhatap olmak, eğitimli ve bilgili insanın hayatta karşılaşabileceği sorunların başında gelir. Onun içindir ki ilim sahibi insanlar cehâletin yaygın olduğu muhitlerde yabancılaşır, birer gariban olarak yaşarlar.

 

Türkiye’de bu duruma düşmeyi kendilerine yediremeyenler bu ülkeyi terk etmiş, başka diyarlara gitmişlerdir. Bu acı gerçek Türkçe’ye, son yıllarda «beyin göçü» diye bir deyim de kazandırmıştır. Ünlü şair Ziya paşa, bu günlerin yaşanacağını sezmiş gibi bakınız ne diyor:

 

Bir yerde ki yok nağmeni takdîr edecek gûş,

Tazyi-i nefes eyleme, tebdîl-i makam et!

 

Bilgisizlik, Türkiye’de o kadar yaygındır ki günümüzün nesli, atalarımız diye övündükleri Ziya Paşa gibi yakın geçmişte ölen birinin yukarıdaki sözlerini bile anlayacak bilgi ve kültüre sahip değildir! Bu sözlerin anlamını merak edenler, araştırıp öğrenebilirler...

 

Bilgisizliğin,Türkiye’de tam anlamıyla bir felâkete dönüştüğü bu tablo karşısında kaygı duymamak mümkün değildir. Çünkü bilgi fukaralığı yüzünden büyük bir tehlike bize her an biraz daha yaklaşmaktadır. Bunu çok iyi tahmin edebilecek gerçek bilgi sahipleri bugün susuyor olsalar bile onlar elbette ki herkesten çok daha kaygılıdırlar. Her türlü tehlikeye karşı hiç değilse sesiz bir uyarı anlamına gelen bu kaygıyı şimdiden algılamak, bilgisizliğin ne büyük bir tehlike olduğu yönünde önemli bir adım olacaktır. Onun için toplumun bu kaygıyı algılamakta artık gecikmemesi gerekir. Dolayısıyla, tahmin edilen büyük tehlikeyi yok farz etsek ya da henüz çok uzak bir ihtimaldir diye kendimizi tesellide bulunsak bile bugün yaşadığımız yozlaşmanın ve çöküşün esasen bilgisizlikten kaynaklandığına ve büyük tehlikeyi de artık ciddi biçimde haber verdiğine kendimizi inandırmalıyız.

 

Evet, sonuç olarak diyebiliriz ki, bilgisizlikten ötürü bugün her alanda yaşadığımız sarsıntıların önemli kanıtlarını eğer bir liste halinde izleyecek olursak yaklaşan tehlikenin ciddiyetine inanmamız da kolaylaşır.  Şu halde, Türkiye’nin çöküşünü her gün biraz daha çabuklaştıran kanıtları da gerekirse ayrı ayrı inceleyelim. İşte o zaman bilgisizliğin günümüzde gerçekten bir faciaya, bir felakete dönüşmüş bulunduğunu çarpıcı bir şekilde görecek ve bu gerçeklere inanmak zorunda kalacağız.

 

Ferit AYDIN

Araştırmacı – Yazar

feriduddin@gmail.com

www.feriduddin.com