GERİCİLİĞİN TEMEL KAYNAĞI
(Teomorfizm)
Gericilik, çoğu kez tutuculuk anlamında, Türkiye’de belli bir kesim tarafından sık sık kullanılan bir söylemdir.
Tutuculuk, neredeyse uluslar arası bir terim haline gelmiş olan ve «fanatizm» anlamında bütün dünyada ilim çevreleri tarafından işlenmiş ve günümüzde de işlenmektedir. Tutuculuk, tabiatıyla gericilik kavramından daha genel bir anlam taşır ve onu da kapsar. Gericilik ise sadece çağın koşullarını ret ve eskiyi yeniye tercih eden anlayışı açıklamak için kullanılır. «Gericilik» tabiri, suçlama ve aşağılama anlamlarında kullanılmaktadır. Bu tabiri kullananlar, kendilerini; «lâik», çağdaş ve ilerici..., karşıtlarını ise, yeniliklere karşı, tutucu, gelenekçi ve çağ dışı olarak nitelerler.
Aslında bu kanı içinde olanlar, kendilerini karşıtlarıyla bilimsel ölçüler içerisinde ve zaman kaybetmeden eğer karşılaştırmayacak olurlarsa, arkasına gizlendikleri sembollerin, onları bundan böyle koruyamayacağını artık sezinlemelidirler. Çünkü dünya çok değişti. Artık tarikatçılar da bilgisayar ve internet kullanıyor, kravat takıyor, blue-jean giyiyor ve İngilizce biliyorlar! Üstelik çok geniş bir zümreyi şimdiye kadar hep gerici diye suçlayıp aşağılayanlar bugün çok küçük bir azınlık haline gelmişlerdir. Bununla birlikte bu azınlığın bilmediği, ya da bilmezlikten geldiği o kadar çok şey var ki bunların sadece bir kısmı bile eğer açığa vurulacak olursa Türkiye’de (laiklerin aleyhinde) çok şey değişecektir! Özellikle bunlardan önemli bir tanesi artık «laikliğin» arkasında gizlenemeyecek kadar ortaya çıkmış bulunmaktadır: «Teomorfizm=Theomorphism»!
Devletin dev gücünü ellerinde bulunduran «laik» azınlık, şimdiye kadar Milli Eğitim, YÖK ve medya gibi güçlü propaganda ağlarıyla toplumun düşünme yeteneğini felce uğratarak bu gerçek hakkında en ufak açıklamada bulunacak bir tek kişiye bile fırsat vermiyordu. Fakat koşullar oldukça değişti. Bugün Türkiye medyası tarafından aforoz edilmiş, dışlanmış nice yazarlar, yurt dışında kurdukları internet sitelerinden bu ülke halkına, görüşlerini açıklama olanağına artık kavuşmuş bulunmaktadırlar.
Tarikatçıları ve dindar kesimi sürekli biçimde «gerici» (veya o anlama gelen: yobaz, dinci, «takkeli liboş») diye aşağılayan hatta onları vatan haini gibi suçlayan «laikler», bugün laikliğin tanımını bile yapamamaktadırlar. İlginçtir ki laikçilerce karşıt kamp olarak damgalanmış olan ve «takiyye» yapmakla sık sık suçlanan AKP hükümeti laikliğe bir tanım bulabilmek için şu sıralarda çaba harcamaktadır. Lakin bu çaba asla bir sonuç vermeyecektir!
Bir çelişkiler ülkesi olan Türkiye’de aydın insanların kanını donduracak bundan daha çarpıcı çelişkiler yaşanmaktadır. işte bunların başında «Teomorfizm» gelmektedir.
Bu sözcük, Türkçe’de «İnsantanrı» tasavvurunu ifade eder; yaratıcı gücün insan suretinde canlandırılmasının adıdır. Teomorfizmin, esasen antropomorfizmden geliştiğini düşünebiliriz. Antropomorfizm (insanbiçimcilik); insan niteliklerini yaratıcı güce vermektir. Yani açıkçası Allah'ı (haşa!) insan sûretinde düşünmektir. Türkiye’de en son yayınlanan kapsamlı ansiklopedik sözlüklerde bile bu iki kelimeye yer verilmemiş olması büyük kuşku uyandırmaktadır! Fakat görüldüğü gibi bu spekülatif tutumlar gerçekleri gizlemeye yetmemektedir. Geçirdiği evrimle bu ilkel paradigmanın, -ne ilginçtir ki daha ilkel bir tasavvur olan!- insanı tanrılaştırmaya dönüştüğü anlaşılmaktadır. Bu inanış, şu veya bu isim altında toplumumuzda çok yayılmıştır.
Nitekim bugün her tarikatçı, -birer «Ulu Tanrı» diye- inandığı şeyhlerin ve evliyaların türbeleri karşısında namaza durur gibi durduğu zaman, «laik» adamın da Ölü tanrı’nın anıtı ve heykelleri karşısında aynı davranışı gösterdiğini, üstelik onun, bunu laikliğin arkasına gizlenerek yaptığını artık çok iyi biliyoruz!
Aslında bu iki grup arasında hiçbir fark yoktur. Her iki kamp da teomorfisttir. Bu inanış ise en ilkel dinlerin devamıdır. Aynı zamanda (terör de dahil), Türkiye’nin bütün sorunlarının temel kaynağı budur. Uzay çağında yaşadığımız şu günlerde Türkiye toplumunun henüz evrensel bir inanış ve düşünce biçimini benimseyememiş olması ise oldukça düşündürücüdür.
Aslında yakın gelecek, Türkiye’ye bu talihsizliğin neye mal olacağını haber veriyor gibidir.
Araştırmacı – Yazar